24 Aralık 2010 Cuma

aşure bereketi...

"Kim çoluk çocuğuna, aile halkına aşure gününde bir genişlik, bolluk sağlarsa;
yiyecek, giyim, kuşam hususunda evde şöyle bir şenlik, bolluk olursa;


çarşıdan bir şey alınıp eve getirilirse;


Allah da ona, böyle yapan aile reisine bütün sene içinde tamamen bolluk bereket ihsan eder, genişlikler, rızık ve nimet çokluğu bahşeder."


Hadis-i Şerif

evde evlenmemiş kızı olan aşure yapsın derler....

ee benim de evde bekar kızım olduğuna göre bu sorumluluk bana da ait diye düşünerek çıktım yola :)

önce internetten binbir tarif okudum...

neler koyuluyormuş ki acaba, daha değişik neler olabilir, püf noktaları nelerdir vs. vs.

sonra birkaç arkadaş tavsiyesi, birkaç büyüğün önerisi derken gücümü cesaretimi toplayıp giriştim bu işe...

önce babamız, zsare ve ben elimizde listemizle marketten aşurelik malzemelerimizi aldık...

tabi reyondaki satıcıdan da tüyo almayı unutmadık...

akşamdan bismillah deyiiiiiiip aşurenin sertlerini buğdayı, nohutu ve kuru fasulyeyi haşladım ve tencerelerin kapaklarını kapattım...

dua etmeyi de eksik etmedim... lezzetli olsun bereketli olsun diye....

sabah olunca hevesle başladım aşuremi yapmaya...

mutfağa girer girmez hepsinin tekrar haşlanması için ocağı yaktım...

Tencerelerdekiler; 2 su bardağı buğday, bir çay bardağı nohut ve bir çay bardağı kuru fasulye...

ölçülerle malzemeleri ayrı kaselere koydum...

2 çay bardağı kavrulmuş fındık, 2 çay bardağı tuzsuz soyulmuş fıstık, 2 çay bardağı kuru üzüm
2 çay bardağı kuru dut, 2 çay bardağı kayısı, 2 çay bardağı incir
2 çay bardağı kavrulmuş badem (üzerine kaynamış su koydum kabuklarını soyup boyuna iki parçaya böldüm)
bir portakalın rendelenmiş kabuğu ve suyu (portakalın kabuğunu sıcak suda bekletip süzdüm)
kabukları soyulmuş ince doğranmış bir elma...
3 su bardağı toz şeker...
biraz gülsuyu...
biraz tuz...

üzeri için hazırladığım malzemeler;
hindistan cevizi, fındık, küçük tuzsuz badem, toz yeşil fıstık, ceviz, nar, kuş üzümü, yaban mersini...

sertleri sabah kaynattıktan sonra dinlenmeleri için biraz bıraktım....

sonra tekrar kaynatık sırası ile buğdayın içine nohutu, kuru fasulyeyi koydum, kaynattım...
sonra fındık, fıstık ve bademleri koydum kaynattım ...
sonra üzüm ve dut koydum kaynattım....
sonra portakal suyu ve rendesini ve elmayı koydum kaynattım...
sonra biraz tuz biraz gülsuyu koydum ve kaynattım...
en son şekeri koydum ve kaynattım... (şeker daha fazla yada az da olabilir tadına bakmak lazım, koyduğumuz meyvelerin şeker durumuna göre değişiyor durum)
tüm malzemeleri koyduktan sonra aşurenin başında yasin-i şerif okudum...

incir ve kayısıyı (ben günkurusu kayısı kullandım.) servis yaparken kaselere ekledim...

bu arada kızımın elinden lezzetli olur diye bademleri ona koydurdum...

süslerken de toz yeşil fıstığı o döktü kaselerin üzerine...

afiyetle yedik...

ilk denemem olmasına rağmen herkesten tam not aldım....

teşekkürler... özellikle babam çok beğendi...

komşularıma sıcak sıcak dağıttığım annem ve kayınvalideme hemen yoladığım ve iş yerindeki arkadaşlarıma da ertesi gün götürmeme rağmen hemen yediğimiz için fotoğraf çekmeyi unuttum ama evde kalan son kaseyi eğer unutmazasm fotoğraflayacağım :)

hayırlı, bereketli, huzurlu bir sene geçirmek duası ile....

21 Aralık 2010 Salı

24 ay pes etmedik....

zsare ile yaklaşık bir aydır gece buluşmalarımıza ara verdik...
daha doğrusu eskisi kadar çok uyanmıyor desem daha iyi olur...
neden mi???
çünkü artık uyanmasının bir manası yok...
anne kız sarılıp uyuyoruz ama zsarenin karnını doyurmaya çalışmıyorum artık geceleri...
hakkıyla bu süreci tamamladık sanıyorum ama bırakmak zor bir süreç...
hem benim hem de güzel kızım için...
akşamları işten dönünce kızımı kucağıma alıp onun o özlemini gidermeyi şimdi gerçekten özlüyorum...
bizim için herşeyden öncelikle duygusal bir temastı...

bıraktıktan dört  gün sonra tatile gittik...
değişik biryerlere gitmek ikimize de iyi gelir diye düşünmüştüm...
aslında böyle de oldu...
oyalandık, mutlu olduk, yeni şeyler öğrendik ama uyuma vakti gelince alışık olduğumuz tarzı bıraktığımız için bizim için bir kabusa döndü...
hala daha bir şekil bulamadık uyumaya malesef...

annelik çok güzel bir duygu...
annemi düşünüyorum da zamanın zorlukları arasında o da bu güzellikleri farkedip mutlu oldu mu acaba???
daha on sekizinde???
kızım ağzını her oynattığında ayrı bir mutluluk yaşıyordum, annem de yaşadı mı ki???
her anne yaşar mı ki???
bu anı kaybetmek büyük bir hazineden mahrum olmak demek bence.....
annelere daha fazla zaman kalsa keşke...
anne sadece annelik yapsa bir süre...
ev işleri olmasa, yemek pişirmek olmasa, işe gitmek de olmasa....
sadece çocuk baksak....
hep onlarla ilgilensek... herşeyin tadını doya doya çıkarsak...
öyle gizli hazineler var ki bu meleklerde keşfedilmeyi bekleyen....
internette yazan bilgiler ne kadar da sığ kalıyor çocukla yaşam başlayınca...
0-3 ayı bile bir kaç satıra sığdırmak ne kadar zor oysa ki...
yaşayıp görmek lazım, benimseyip anlamak lazım, özümseyip değer vermek lazım...

kızım büyüyüp de bu satırları okuduğunda inşallah, bunların hiçbirini hatırlamayabilir ama eminim ki kemiklerine yerleşen bu sıvı sadece fiziksel değil ruhsal açıdan da gelişimine katkıda bulunmuştur...
aramızdaki bağı her gün daha da sağlamlaştırdık... en son düğümledik çözülmesin diye...
08.11.2010 pazartesi akşamı...
iki yaşını doldurduğumuz için, 24 ay hem ben hem de o, hiç pes etmediğimiz için Rabbime şükrediyorum...
tüm isteyenlerin bu süreyi tamamlayabilmelerini dilerim...
ve tüm annelerin bunu istemelerini...

zsare şimdi sanki daha büyümüş gibi geliyor bana...
seni seviyorum kızım...

18 Ekim 2010 Pazartesi

yazdan kalma oylat fotoları...

FOTOĞRAF KALDIRILMIŞTIR.
biz oylatta...


zsare ve sinan yiyecekleri gözlemeleri bekliyorlar...
küçücük bir çadır, ocağın başında sıcak sıcak, nefis gözlemeler ve emektar bir hanım...
yaptığı iş zor ama valla gözlemeleri süperdi....


FOTOĞRAF KALDIRILMIŞTIR.
 
babamız ve zsare...
şelaleye doğru patika yollardan, ağaçların arasından geçerek terapi kıvamında bir yürüyüş yaptık...
oylatta doğu karadenizi gördük sanki...
havası çok güzel zsare bayağı güzel uykular uyudu...
biraz serin, istanbulun yakıcı sıcak günlerinden sonra çok güzel geliyor...
organik yiyecekler, temiz hava, yemyeşil bir doğa da var...
oteldeki kaplıca suyu da cabası:))


FOTOĞRAF KALDIRILMIŞTIR.

                                                                     bursaya da geçtik...
hem ulu camide namaz kıldık, hem de meşhur iskenderden yedik...
zsareyi uykudan uyandırdık, biraz huzursuz...
yoksa çok güzel poz verir benim kızım :)

8 Ekim 2010 Cuma

zsare ve aserhat ve bisit...

zsare ve arkadaşı aserhat ve bisitleri...


zsare ve  daha önce de bahsettiğim arkadaşı aserhat bisiklet sürmeyi çok seviyorlar...
hem de beraber fotoğrafta görüldüğü üzere:)
aynı bisiklete binerek...
oysa ki ikisinin de bisikleti onların değimi ile bisiti var ama onlar hep bu bisite binmek istiyorlar...
hal böyle olunca, ikisi de aynı anda binmek isteyip ağlamalar başlayınca tek çare aynı anda bisit kullanmak oluyor...
aserhat bu durumdan bazen şikayet etse de bizimkinin keyfi yerinde:)
soğuk havalarda dışarı çıkamayınca apartmanın içinde böyle bisit sürülür, haberiniz olsun...

zsare bisitini dışarıda sürüyor...
yine bir derdi var ama ne ki acaba???
aserhat yok ortalıkta yoksa bisit yarışında zsare arkada mı kaldı???
yok canım böyle bir ihtimali aklınızdan dahi geçirmeyin...
başa baş giderler her zaman...
zaten zsare ağlayarak öne geçer, men men men gidecem diye:)
ne kadar kullandık bu bisikleti...
pilsan öneririm...
tek eksiği kornası yok..
ilk zamanlar zsare çok çalıştı bisitinden ses çıkarmaya ama sonunda kabullendi bir kornasının olmayışını:)
havalar soğudu, kış etkisini  fazlası ile hissettirmeye başladı...
artık apartmanda bisit yarışları başlar...
he bu arada dün akşam apartman görevlisi bisitleri kaldırmış...
apartmanda tutmak yasakmış...
dışarıdaki yere bağlanacakmış...
çok komik bunlar büyük bisiklet değil ki...
en iyisi işimiz bitince içeri almak sanırım...
ama çok tatlılar.....
ilk fotoğrafa dikkatlice bakın, zsare bu arada aserhatı öpüyor, o da yanağını uzatmış gülerek....

1 Ekim 2010 Cuma

zsare işte....

günlerden cuma...
aylardan eylül...
en sevdiğim ay.. dünyaya gözlerimi bu zamanda açtım ben...
bu sene çok yaptım doğum günü...
yaptılar daha doğrusu...
yaşlandım diyorum ama giderek ihtiyarlıyorum diyemiyorum...
sadaece rakamlar büyüyor olmalı....
kızımla her geçen gün yeniden doğuyorum....
herkese teşekkür ederim...

yine eylülde bir gün... hergün olduğu gibi zsareyi kucağıma alıp evden çıktım işe gitmek üzere...
anneannesinin evinin önünden geçtik, uğramadan, her günden farklı olarak...
zsareye sıkı sıkı sarıldım...
bugün benimle...
işe beraber gidiyoruz...
o mutlu ben mutlu sanırım annem de mutlu (dinlenecek bugün) :)
zsareye uzun süredir iş yerimi göstermek istiyordum ama babası pek istemiyordu...
pek kıymetli kızı mikrop kapar diye :)
yarım gün olacağım için iş yerinde izni kopardık babamızdan....
zsare çok heyecanlı, anlatıyorum ona nasıl bir yer olduğunu, sevinçli...
sonunda vardık ofise....
işte zsare işte...
kucaktan kucağa atlayıp zıplıyor....
çok sevdi iş yerini
akşam olup da eve dönünce anneannesi soracak, tekrar gidecen mi işe diye...
o da büyük bir heyecan ve mutlulukla bağırarak evet diyecek...
bir hata yaptım...
dosyaları önüne yığıp onunla ilgilenmeyip sıkmalıydım ki bir daha istemesin, caillou nun annesinin yaptığı gibi...
önünde dosyalar olacağına boya kalemleri defterleri, çikolatalar, pastalar oldu....

23 Eylül 2010 Perşembe

serap&cihan nişan...

kardeşim serap ve cihan Allah'ın izni ile 19.09.2010 pazar günü nişanlandılar...

....serap&cihan....

hayırlısı ile bu günü tamamladık...
genel anlamda güzel bir nişan oldu ama bazı özel isteklerimizi yapmak istemeyen garson ve müdürlere teessüflerimizi yolluyoruz...
benim için de biraz zor bir gün oldu...
zsare gündüz uyumadığı ve bundan dolayı kucağımdan inmediği için kardeşimin nişanında yeterince ilgili olamadım...
bunun için zsareye birşey diyecek değilim ama içimde de kaldı hani...
hayırlısı diyelim artık...
serap da zaten sürekli birşeyler lazım oldukça "annem nerde yaaaaa" diyip durmuş:)
olur böyle telaşlar...

annemle serap yine ne konuşuyorlar???
aaaaaa... ben de poz veriyordum serap çekil önümden.....
cık cık cık...

serap ve cihan mutluydu önemli olan da buydu zaten...
yemekler güzeldi... servis iyiydi...
tesisi dinlemeyip içeride konfeti patlattık...
ama güzel de oldu yaaaaa...
ne yapalım yani elimizde mi kalsaydılar???
o kadar alınmış:)
onlar da inadına mı ne müziğin sesini biraz kıstılar :(
bize her yer karadeniz, müzik az da olsa oynarız dedik de oynadık...
süper yaaaa bu horon...
artık oynamıcam demiştim ama kardeşimin diye tabuları yıktım...

haydi omuzlar kızlar...
yaşayınnn...

bu da minik horon ekibi...
tuana, ethem kayra, zeynep sare...

sanırım zsarenin kulağı kaşınmış :)
tuanacım sana ne oldu, müziğin sesi az geldi, çocuklar havaya giremedi yaaa...
yakışıklı da almış güzel kızları koluna, poza bakın, tarık akan duruşu :)


valla kardeşim sevdeyi de eklemeden geçemicem...


bu da elbisesinin arkadan görünüşü...


bizim kuzenlerin topluluk fotoğrafı çektirme telaşları...
elimdeki en iyi poz bu malesef...
bazımızın yüzü görünmüş bazımızın değil...
he bu arada bunlar bizimkiler, yani içerden...
bi de dışarıdan katılanlar var...
gelinler damatlar....
aaaaaa... bir yabancı var!!!!!
reyhan çık bakayım bizim fotodan sen gelinsin...


bu fotoğraftakiler de dışardan bize katılanlar...
gelin ve damatlar...
bizde bu muhabbet hiç bitmeyecek sanırım:))


zsare arabada....
hadi artık baba eve gidelim der gibi bakıyor babasına....
çok uykusu gelmiş...

*****bu arada en küçük kardeşim şeymanın fotosunu ayrıca ekleyecem inşallah...*****
güzel bir tane bulamadım şimdilik....

serap ve cihana ömür boyu mutluluklar dilerim....

23 Ağustos 2010 Pazartesi

emirgan ve sarı köşk...


dün akşam annemlerle birlikte daha önceden planını yaptığım iftar yemeğine gittik...
emirgan korusu içinde kuş evini andıran sarı köşke...
bayılıyorum şu köşklere....
tarfiğin azizliğine uğramayalım diye bir buçuk saat önce evden çıktık...
45 dakika sonra emirgandaydık....
insanlar ellerinde poşet poşet yiyecekleri iftarlarını emirgan korusunun güzel doğası içinde açmaya gelmişler....
çocuklar özgürlüğün verdiği neşeyle çimlerin üzerinde top oynuyorlar ip atlıyorlar, daha küçükleri parklarda salıncaklarda, kaydıraklarda....
biz de iftara kadar bol bol vaktimiz var diye zsareyi gezdirmeye çıktık....
parka gittik, sallandı kaydı merdivenleri üçer beşer çıkmaya çalıştı....
sonra sarı köşkün önündeki gölete gittik...
birsürü kaz, ördek...
zsare ördeklere bayılıyor...
ördeklere yedirmek için ekmek almıştık....
onları küçük parçalaraayırıp zsareye verdim...
o da büyük bir heyecan ve mutlulukla ördeklere yedirdi...
zaman bayağı ilerledi  ve  annemler de geldiler...
gidip masamıza oturduk...
boğaza nazır güzel bir iftar oldu....
zsarenin masada yaptığı muzurlukları saymazsak tabiii :))

29 Temmuz 2010 Perşembe

mucize ses, güzel sesler....

bu sıralar siyah süt okuyorum, elif şafak...
sekizinci bölümdeyim, bence kitabın okuması en zevkli bölümü...
9 ay 10 gün boyunca...
16. haftadayım, sayın anaç sütlaç hanım birşeyler öneriyor...
birkaç cd, dinlenmesi için...
bunlar bana çok tanıdık geldi...
zsareye hamile iken mehcim bana bunun gibi cdler almıştı...
bebeğin daha iyi gelişmesi kendini daha iyi hissetmesi, rahatlaması için...
dinlemesi benim için pek de hoş değildi...
ama birkaç cdyi de sevmedim değil hani :)
şu su sesleri kuş cıvıltıları çocuk gülüşmeleri gibi insana huzur veren sesler...
bunları bir süre dinledikten ve dinlemeye çalıştıktan sonra Kuran-ı Kerim dinlemeye karar verdik...
işe gidirken her sabah yol boyunca dinliyorduk mehcimle..
bu bana da çok iyi gelmişti...
sabahları bir sakinlik, dinginlik hissettiriyordu...
anne karnında sesleri tabi sadece sesleri değil herşeyi algılayan bebeklere de iyi geldiğini düşünürsek zsare de daha iyi hissetmiştir kendini inşallah...
arabada giderken duyduğumuz korna sesleri, egzos dumanlarının görüntüsü bile kötü hissettirmiyordu....
sanki arabanın içinde ayrı bir dünya vardı...
herşeyden izole olmuş....
bu uygulamaya zsare doğduktan sonra bir sene daha devam ettik...
zsare uyuduğunda yanında dinlemesi için Kuran-ı Kerim açıyordum, hem benim içim daha rahat oluyordu, hem de zsarenin daha huzurlu uyuduğunu düşünüyordum...
malesef buna şuanda devam edemiyorum...
bir ara verdim bir türlü toparlayamadım...
en yakın zamanda uygulamaya yeniden başlamayı diliyorum...
bu mucize bir ses, ama doğa seslerinin de çok etkili olduğu tartşılmaz, osmanlı döneminde olduğu gibi...

22 Temmuz 2010 Perşembe

havuz havuz :)

on temmuz da yola çıktık uzun bir süre gidecek yer aradıktan sonra karar verdiğimiz kızılcahamama ulaşmaya doğru...
zsare çok mutlu...
yazamadım ama iki hafta öce de oylata gitmiştik...
oradan tecrübeli, havuz ne demek...
suyu çok seviyor özellikle havuzları.. ben de memnun bu durumdan:)
ama nerden bilebilirdim ki kızılcahamamda benim de çocuk havuzundan çıkamayacağımı..
çünkü zsare 7/24 havuzda durmak istiyor:)
yaa...
öyle ki ondan büyük yaştaki çocuklar bile zsareye hayretle bakıyorlar...
nasıl da sudan korkmuyor...
ee boyu kadar suya girmiş...
su zsarenin boynuna kadar geliyor, ama korku falan yok maşallah...
diğer çocukların ağlamalarını hayretle izliyor:)
beş yaşlarında bir erkek çocuk gelip bana "bu kız kaç yaşında nasıl burda duruyor, su nerdeyse ağzına girecek" diye hayretle sordu...
zsare de ona gülerek bakıyordu...
zaten milletin onu sevmemesi için yapmadığı kalmadı....
havuzda zsareyi tanımayan yoktu :)
o kadar meşhur olduk...
bu iyi bişi mi kötü mü bilemedim...
havuzun kenarına çıkıp oradan içine atlıyordu, diğer büyüklerden gördüğü gibi...
kaydıraktan kayıp suya ellerimi bile tutmaya ihtiyaç duymadan giriyordu...
simitiyle biraz yüzme çalışması bile yaptık....
öğlen üç saat öğleden sonra iki saat havuzda sefa yaptı...
he bu arada ona bir kere vitamin bardan tost aldım...
bunu keşfeden zsare hadi kızım eve gidelim yemek yiyip tekrar geliriz dediğimde vitamin barı göstererek anne "dost" diye beni uyarmaya bile başladı...
yani hiç de dışarı çıkmamıza gerek yok der gibi:)

9 Haziran 2010 Çarşamba

serap & cihan




 06.06.2010...
yağmurlu bol bereketli bir pazar akşamı...
yaşadığımız tüm koşuşturmaların, hazırlıkların, heyecanların ve onlar için bilmem kaç yılın sonunda yaşadıkları güzel bir gün...
tatlı bir gün...
birbirlerine söz verdikleri gün...
parmaklarına bağlandıklarının emaresi yüzüklerini taktıkları gün...
annemin çok duygulanıp ağladığı gün...
babamın içinin eridiği gün...
benim çok sevdiğim kardeşimin mutluluğunu görüp mutlu olduğum gün...
mehmedin pabucum dama atılıyor diye üzüldüğü gün...
evimizin tatlı bir kalabalık gördüğü gün...
tüm gözlerin sevinçle güldüğü gün...
ceydanın onlar için hazırladığı kalpli, üzerinde serap & cihan yazan kurabiyelerin ikram edildiği gün...
bülent abinin bol bol servis yaptığı ve gelip geçerken serapa bol bol takıldığı gün...
özenli damadın elbisenin renginden olsun, serap üzülmesin diye kumaştan diktirdiği kravatını taktığı gün...
serapın çok yoğun okul programından aralara sıkıştırıp üç gün provalara gittiği elbisesini giydiği gün...
ikisinin birbirine çok yakıştığı gün...
Rabbimin onları birbirine yazısını bizim de gördüğümüz gün...
babamın ikinci kızının sözlendiği, yuvadan yavaş yavaş uçmaya başladığı gün...










canım gibi sevdiğim kardeşime ve damadımız cihana ömür boyu mutluluklar diliyorum...
Rabbim tamamına erdirsin...
hayırlı, mutlu bir gelecekleri olsun...

27 Mayıs 2010 Perşembe

turkuazoo...

geçen pazar günü mehcim zsare balıkları çok sevdiği için bizi, turkuazoo ya götürdü...
zsare arabada uyuyunca biz de biraz forum istanbulu gezdik...
uyanınca da bir kahve molası verelim dedik...
zsare ye de bir tost söyledik...
zsare dışarıda böyle oturmaları falan çok seviyor...
ayrı bir havalara giriyor büyümüş büyümüş...
bir kahve molasından sonra baladık turkuazoo yu gezmeye...

büyük bir mekan birçok balık...
birbirinden değişik ve ilginç balıkları görünce Rabbime bir kez daha şükrettim...
maviliklerin derinliklerinde ne de çok canlı yaşıyormuş...
akvaryumun ilk bölümünde Mekong ve Amazon Nehri'nden getirilen tatlı su balıkları ikinci bölümünde ise köpek balıkları ve nesli tükenen orfoz yer almakta...
turkuazoo yu gezerken ayrı bir dünyaya giriyorsunuz, dalgıçlık falan yapmıyorsanız bu güzellikleri görmenin en kolay yolu bu sanırım...
on bine yakın canlı olan turkuazoo da süslü inek balığı, mercan, 2-3 m boyundaki  Sand Tiger ve kırmızı gözlü piranalar eee ve de tabi ki köpek balığı en çok dikkatimizi çekenler oldu...
ilginç bilgiler edinebilirsiniz burada, mesela köpek balıkları günde 5 kilo balık yiyorlarmış...

ve de karınları tokken kimseyi de yemiyorlar:)
bu arada balıkların yanında yüzme imkanınız var...
dalgıçlar zsarenin dikkatini çekti...
sanırım bu balıkların içinde insanların ne işi var diye düşündü??
zsareye bol bol el salladılar o da onlara... ama şaşkın bir yüz ifadesiyle:)
çocukların gezmesi gereken güzel, büyük bir akvaryum...
turkuazoo dünyadaki en uzun balık tünellerinden biri...
iyi gezmeler...


12 Nisan 2010 Pazartesi

annişko...

benim tatlı kızıma babası bir türlü baba dedirtemezken, sürekli babasına da anne derken cumadan beri diline (nereden duyduysa??) annişko dolamış :)
annişko annişko ortalıkta dolaşıyor...
anneannesine de daha önce annane derken şimdi ona da annişko demeye başladı...
sabah uyanıyor yatağından bağırıyor, annişşşkooo.....
tahmin edersiniz bende de bir mutluluk bir mutluluk efendim kızım uyandım mı, iyi uyuyabildin mi?
günün aydın olsun...
daha neler neler :)
bir yere uzanmak istiyor uzanamayınca annişkooooo....
ben tabi hemen mest, evet kızım gel alalım yapalım....
bu iş böyle giderse her dediğini yapmak zorunda kalcam...
sonumuz hayrolsun:)
bugünlerde zaten bir şımarıklık var üstünde...
durup dururken kendisini yere atıyor sonra ıh ıh, yani acıdı sözde:)
ben de hemen ah kızım düştün mü? hemen elini dizini öpüyorum, seviniyor...
bir iki dakika sonra yine yerde ıh ıh:)
suratının girdiği binbir hali görseniz nasıl yani dersiniz bir buçuk yaşında bir çocuk mu bunları yapıyor??
büyümüş de küçülmüş bu küçükler :)
çok tatlısın kızım...

5 Nisan 2010 Pazartesi

merdivenleri çok seviyorum:)


zsare ve arkadaşı aserhat beraber dışarıda vakit geçirmeyi çok seviyorlar...
zannetmeyin ki ortak oyun oynuyorlar sadece tahterevallide ortak oluyorlar....
en çok da parkta değil de bahçede oynamayı seviyorlar...
çiçeklere cici yapıyor zsare, çimenlerin üzerinde koşuyor, merdivenleri çıkıp iniyor...
biraz düşüyor biraz şap şap sulara basıyor biraz biryerlere tırmanmaya çalışıyor...
aserhat da havuzların kenarında sulara bakıyor, hiç korkmadan koskoca havuzun içine atlamaya çalışıyor:)



işte aserhat ve zsare merdivenleri tırmanmaya çalışıyorlar...
en sevdikleri aktivitelerden biri...
ne kadar masum görünseler de bir de bunun aşağı inişi var...
annelerin ellerinden tutmadan büyüdük havalarıyla :)

2 Nisan 2010 Cuma

ödül...


sevgili turkuaz eşarp bana bu ödülü göndermiş....
teşekkür ediyorum...
bloga çok fazla vakit ayıramıyorum zaman bulup da yazamıyorum çok da...
oysa ki kızıma bir hatıra olsun diye oturmuştum bilgisayarın başına...
ama bu ödülü aldıktan sonra daha hünerli bir blogger olmaya çalışacağım... 


23 Mart 2010 Salı

patates kızartması...



hafta sonu hava çok güzeldi...
bahar geldiğini hissettirdi ılık ılık...
17 dereceyi sıcaklığı gören biz de hemen gidip bir deniz havası alalım dedik...
kilyos sahiline gittik... zsare arabada uyuduğu için güzelliklerin pek de farkında olamadı ama ben uyanınca anlattım ona bol bol :)
deniz havası da alınca karnımız iyice acıktı... yemek yemeğe gittik zsarenin de uykusu bu arada iyice açıldı...
yediğimiz yemeklerden her zamanki gibi yemek istemedi... iştahsız kızım benim....
birkaç dakika sonra, bir de baktım ki karşı masamızda oturan minik kızı dikkatlice izliyor....
ama neden biliyor musunuz çünkü kızın önünde koca bir tabak patates kızartması var ve hapur hupur yiyor....
zsare de özenmiş olacak dedim ve biz de hemen patates kızartması söyledik...
doğru teşhis koymuşuz....
tabağın yarısını yedi diyebilirim... mehcimle çok güldük...
sanırım ilk kez birinin yemeğine özendi.... özendiği yemek de patates kızartması:)
şöyle etli, tereyağlı, sağlıklı bir yemek değil malesef...
ben de zsareye patatesleri kızartma yapar gibi doğrayıp zeytinyağı ve tuz ile karıştırıp fırında pişiriyorum en azından kızartmanın zararlarından korumaya çalışıyorum...
afiyet olsun bitanecik kızım...
sanırım şu an anneannen ile birlikte bahçede koşturuyorsundur....
ben de çalışırken aklımda hep sen, akşama seni göreceğim anı sabırszlıkla bekliyorum....

24 Şubat 2010 Çarşamba

sevgilim misin?

bu hafta annelin dünyasında konu babalar idi...
blogda şöyle diyordu:
"Bizimle evlendiler,sevdik,sevildik, iyi, güzel birkaç seneden sonra bir de bebeğimiz oldu.
Değerler değişmedi belki, ama değişen bir hayat var ortada.2'ydik 3 olduk, belki de 4,5...
Aramızdaki ilişki nerede duruyor şimdi?Sevgi paylaştıkça çoğaldı da, aşk öldü mü?
Artık istediği gibi gezemeyen,başbaşa vakitleri kısıtlı,konuştuğu konular devamlı çocuk mezkezli olmuş ebeveynlerin, kenara köşeye sıkışmış aşk yaşamını ve ebeveyn olduktan sonraki hallerimizi sorguluyoruz.
Soruları babalara soruyoruz."
soruları okuyunca ben de eşimin cevaplarını merak ettim..
ben de sevgilim misin sorusunu Mehcim e sordum...
işte sorular ve cevaplar...

Sevgiliydik, evlendik ne değişti?
Evlilik kurumunu kurarak beraberliğimizin sıcak ve çok değerli yuvasını oluşturduk.
Birbirimizi daha iyi tanıdık, ahiret yolculuğu için birbirimize destek ve yol arkadaşı olduk.
Sevgiliyken yapamadığımız şeyleri beraber yapabilir hale geldik. Topluma, ailelerimize ve
birbirimize karşı olan sorumluluğumuz arttı. Eve bir çiçek alıp, seninle dvd izleyip, sabah namazına kalkıp, erkenden bir kahvaltı yapıp, çay ve kuruyemişi paylaşabilir hale geldik. Ve daha bir çok şey...

Evliydik, çoçuğumuz oldu ne değişti?

Tatlı bir yavrumuz oldu, sende ve bende aile kimliğinin oturmasını pekiştirdi.
Arkamızdan dua edecek hayırlı bir evlat yetiştirme nasibine kavuştuk.

Anne olduktan sonra değiştiğimi düşünüyor musun?

Evet, Çok güzel bir anne haline geldin. Daha olgun hale geldiğini düşünüyorum.
Aile hissiyatının pekiştiğini düşünüyorum.

Sence bebeğimiz olduktan sonra, gözüm hiç birşeyi görmez mi oldu?

Hayır, böyle düşünmüyorum, gözlerin gayet iyi görüyor Maşaallah...

Anneliğim konusunda ne düşünüyorsun?

Çocuğuna bakabilecek en iyi anne tipisin bence, çok tatlısın...

Senin annen gibi bir anne olmamı ister misin?
Hayır, kendin olmanı isterim.

Beni sevgili olarak mı anne olarak mı görmek daha güzel?
Hepsi de çok güzel...

Çalışıyor olmamı nasıl karşılıyorsun?
Olumlu karşılıyorum :)

Baba olmaktan korktuğun oldu mu? Olduktan sonra ne düşündün?
Hayır korkmadım, Baba olmayı sevdim. İnşaallah hayatım boyunca iyi bir babalık yaparım.

Eskisi gibi olamamak seni sıkıyor mu?
Hayır, Yenisi olmak daha güzel.

Gelecek kaygısı yaşıyor musun?
Herkesin yaşadığı kadar, Fakat çok kaygılanmanın gereksiz olduğunu,
Allah'a dua ederek hem bu dünyada hem de öteki dünyada güzelliklere kavuşulabileceğini biliyor, ve bu önde dua ediyorum...

teşekkür ederim bitanem...
tüm anlayışın, saygın, sevgin, bana yaşattığın mutluluk, huzur, zsare ve daha daha..... herşey için...
Seni seviyorum...

22 Şubat 2010 Pazartesi

araba sevdası market sefası...



maviş prensesimin en mutlu olduğu anlardan biri...
araba sevdalısı meleğim benim...
mehcim onun için büyük bir idol olduğu için onun yaptığı herşey de zsare için çok önemli oluyor...
araba kullanmayı o kadar çok seviyor ki oğlum olsa ancak bu kadar olurdu diyorum..
öyle ki oyuncak araba alıyoruz...
oyuncakçılarda akülü araba kullanıyoruz..
sanırım yaza yaşı dolmasa da site içinde kullanabileceği bir akülü araba alırız...
ilk arabam artık kesmiyor minik prensesi...
arabanın arkasındaki sepeti doldurdukça ağırlaşan arabanın etkisiyle ben de ara sıra bişilere çarpmaya başladım bizim kız da araba çarpınca direksiyonu sağa sola çeviriyor, arabayı kurtarmaya çalışır gibi...
sanki geri geliyor gibi..
aynı babası gibi yapıyor...
baba aşığı kızım...

27 Ocak 2010 Çarşamba

26 Ocak 2010 Salı

berat amcamız evlendi...

24.01.2010 pazar, karlı ve soğuk bir kış günü içimizi ısıtacak güzel duygular yaşadık....
büyük amcamız berat Allah'ın izni ile güzel gelinimiz berat ile dünya evine girdiler...
onlara hayatları boyunca mutluluklar diliyoruz...
neşeli, eğlenceli, mutlu bir düğün oldu...
başkanımız kadir topbaş bu güzel çiftin nikahlarını kıydı...
ömür boyu mutlu olmalarını diledi....
sayın mevlüt uysal, aziz yeniay ve süleyman varlıbaş da şahit olan isimlerdi...
dua ile başlayan düğünümüz horon, damat ve misket havaları ile devam etti...
bol bol oynadık eğlendik...
düğün sonunda imam nikahı kıyıldı biz de nikah tazeledik.. sünneti yerine getirdik...
sadece biz mi?? amcalar yengeler arkadaşlar anne babalar....
yani kısacası küçük bir toplu düğün merasimi oldu...
sıra geldi size zsareyi anlatmaya...
küçük sevimli kızım da minik bir gelin oldu amcasının düğününde...
tüm gözleri üzerine çekti diyebilirim....
hatta düğünden sonra birilerinin rüyalarına bile girmiş...
melek gibi bembeyaz olmuştu... teyzelerinin ona aldığı swarovski taşlı saç bandı da görülmeye değerdi...
turkuazeşarpın yaptığı dıy lar kadar güzeldi...
inşallah gelin olduğunu da görürüz....
he bu arada osman, senin telgrafını da duyduk...
"washsington dc osman genç" içimizde buruk bir sevinç oldu...
görülmeye değer bir düğündü senin de olmanı isterdik...
darısı senin gibi bekarlara...
genç çiftimize ömür boyu mutluluklar diliyoruz...
mehcim ben ve zsare....

5 Ocak 2010 Salı

iştahsızlık....

kızım kızım... canımın içi, gözümün nuru kızım....
nedenini bir türlü anlayamıyorum....
pekala sen bu kadar enerjiyi nereden buluyorsun ki??
bir kaşık yemek yesen ne yapacağımı şaşırıyorum... ama inan bazen usandırıyorsun güzeller güzeli kızım..
tıpkı dün akşam yaptığın gibi...
altı aydan sonra ek gıdaya başladık...
ilk zamanlar damak tadının gelişmediğinden mi yoksa sana bu iş bir oyun gibi geldiğinden mi bilmiyorum bayağı iyi yiyordun ben de annelik ne kadar da kolaymış dedim ve çok büyük konuştum sanırım...
ilk ay çok güzel yemene rağmen (ki o tatsız tuzsuz sebze karışımları, pekmezli irmikli muhallebiler.....) yedinci aydan sonra gerçekten beni delirtmeye başladın...
şu satırları okuyabilsen de senin için ne kadar endişe ettiğimi bilsen, ne kadar üzüldüğümü, ne kadar stres yaptığımı bilsen....
nedense oluruna bırakamıyorum hiçbir şeyi...
sana da aman yemesin acıkınca nasıl olsa yer diyemiyorum...
zaten sen sabahtan akşama kadar tek lokma yemesen anne acıktım diyecek biri değilsin ama....
inşallah yakında iştahın açılır, çok yıprattım inan kendimi sen ye de beslen diye, büyü diye.....
dün seni yıkadım ya güzeller güzelim, bir ay öncesine göre bayağı bir değişiklik var, gittikçe zayıflıyorsun sanki ya da psikolojik olarak bana öle geliyor...
kıyamıyorum o tombiş suratının erimesine...
şöyle kırmızı yanaklı bir bebek olsan...
tamam büyüyünce beraber dengeli besleniriz, kilolu olmayız inşallah ama sen bu işlere erken başladın...
dün anneannenden eve döndüğümüzde zaten saat on olmuştu...
muhallebi yaptım sana yemedin, biberon maması yaptım belki onu içmek istersin diye onu da içmedin, sonra tekrar bir mama daha yaptım onu da yemedin....
ee bu arada baban da ben de kafayı yedik üstelik de en son saat beş civarı yemişsin...
bizim uğraşmalarımız boşa çıktı ve sen sonunda hiçbir şey yemedin..
saat de bir buçuk oldu...
yıkayıp uyuttum seni... karnın doymadığı için gece çok uyanacaksın sandım ama herneyse çok da uyanmadın o kadar yorulmuştun ki...
seni çok seviyorum ama neden olduğunu anlayamadığım bu iştahsızlık yüzünden sanırım bir çocuğa daha cesaret edemeyeceğim....
ikide uyudun, beşten ikiye yani tam dokuz saat hiçbirşey yemedin.
babanla yediğin çekirdekleri saymazsak...
yakın zamanda hayırlısı ile iştahının açılması duasıyla...