10 Şubat 2011 Perşembe

meraklı minik kardan adam oyunu...

geçenlerde alışverişe gittiğimde dergi reyonunda meraklı minik degisi dikkatimi çekti...
daha önce de duymuştum ama inceleme fırsatım olmamıştı...
2011/Ocak sayısını zsare için aldım...
ama ben de meraklı olduğum için eve gidene kadar sabredemedim ve dergiyi açtım....
hatta iş yerinde başladım kardan adam oyununun aksesuarlarını kesmeye...
penguenlerle ilgili bir hikaye vardı ilk olarak...
bu hikaye daha sonra zsarenin çok sevdiği ve dergiyi eline alıp resimlerine bakarak anlattığı bir hikaye oldu...
"hoşgeldin minik penguin" diye başlayarak devamını tatlı tatlı anlattığı...

anne penguenlere yardımcı olduk minik penguenlere ulaşsınlar diye...

derginin hafıza kartları oyununu oynadık biraz...

her sayısında sanırım bir oyun var bu derginin, bu sayısında da kardan adam oyunu vardı....
biz bu oyuna tek kelime ile bayıldık...
zsareye, uykudan uyandığı gibi hadi anne kardan adam yapalım mı?? dedirtecek kadar sevdik kendisini...
ama zsarenin kardam adamının aksesuarları her oyunda aynı oluyor...
neden mi??? çünkü seçtikleri içlerinde en süslü, en havalı ve en kız rengi olanları idi...


şapkanın en süslüsü...
atkının en kız rengisi... (pembesi)
süpürgenin en farklısı...



işte bu da benim kardan adamım...




tabi bunda da zsarenin parmağı var....
anne ben sana seçebilir miyim?? diyince insan nasıl hayır diyebilir ki :)

meraklı minik şubat sayısını merak ediyoruz şimdi.....

4 Şubat 2011 Cuma

zsare işte 2...

zsarenin iş yerimi ikinci ziyareti bu...
ilk ziyaretini eylülde yapmıştı...

ilk ziyaretinden...
ama bu sefer daha uzun kaldı... tüm gün...
sabah uykusunu alamamasına ve öğlen uykusu yapamamasına rağmen fena değildi...
akşama doğru biraz sıkılsa da...

yine ilgi topladığı için mutluydu...
he ilgi göstermeyen kişilere de kendini hissettirdi...
mesela yan masamda oturan hasan beyin onunla hiç ilgilenmemesine rağmen laf atması gibi...
yemeğe giderken, ben yemeğe gidiyorum abla olucam gelicem
ve
akşam çıkarken, ben servise gidiyorum, demesi....

bütün gün dolaşıp durdu...

hatırladığı en ilginç anı da bülent beyin ona laz kızı diyip onun da bunu kabul etmemesi...
şöyle anlatıyor zsare;
hani bir adam vardı ya,
o bana laz kızı dedi ya,
ben de ona dedim ki ben laz kızı diilim zeynepsareyim !!!!!!!

bi de emelle kayyu yapmışlar...
internetten kayyuya ağaç diktirttiler...

bi de seda ile barbie seçmişler...
zsarenin bebeği simli etek giyiyormuş...


bi de bilgisayar kullanmış...
böle böle (parmakları ile klavyede yazı yazıyomuş gibi göstererek) bilgisayarda yazı yazmış...




bi de yapıştırma yapmış...
boyama kitabının muhtelif yerlerine manasız bir şekilde pasta, defter, kalem çıkartması yapıştırdı....



benim için mutlu ama yorucu bir gündü...
bebeğim yanımdaydı ama arkadaşlarımın onu bana bırakmamasına rağmen bayağı bir yorulmuşum :(

28 Ocak 2011 Cuma

şikayet etmeye mi başladık???

cumartesi günü ilk defa böyle bir olayla karşılaştık şeyme ile gülmemek için kendimizi zor tuttuk...
zsareyi yemek yedirirken, annecim ye de büyük abla olucan diye diye büyütmüşüm kızımı hayal gücü ile sanırım...
şeyma mutfağı toplarken zsare yanına gitmiş ve şeyma ben abla oldum demiş...
şeyma da hayır teyzecim sen daha küçüksün biraz daha büyümen gerek deyince bizimki yedirememiş kendine bu durumu biraz holde gidip geldikten sonra tekrar şeymanın yanına gidip şimdi abla oldum mu diyip şeyma da hayır teyzecim daha değil diyince soluğu benim yanımda aldı ve kızmış olacak ki sesli bir şekilde "anneeeeeee şeyma bana abla olmadın diyooooo!!!!" dedi...
kolumdan tuttuğu gibi şeymanın yanına götürdü beni, hadi söyle anne ben ablayım der gibi...
ben de şeyma zsare şu bebeğin bu bebeğin ablası olmuştu ya diyince zsare o kadar rahatladı ki :)

şeyma ama bu hallerini hatırlayınca kızımın abla olmadığını söylemek haksızlık değil  mi???
baksanıza ne kadar da minikti.....


çarşamba günü de salona girmiş ve sevde teyzesi hadi tatlım içeri gidelim diyince yok ben burda durcam diye itiraz etmiş.....
sevde de iyi o zaman sen burda tek başına kal diyince zsare hemen anneanneeeeeeeeeeeeeeeeee diye anneannesini çağırmış ve şikayete başlamış....
anneanne, sevde bana dedi ki sen burda tek başına kal.....
anneannesi tabi ah yavrum gel ben seni alayım öpüşmeler falan :) :)

ilk kez cumartesi karşılaştığım bu durumu çarşamba da yaşatınca zsare yeni birşey daha öğrendiğini gördüm...
şikayet etmek...
iyi olsa da olmasa da....
bakalım bu durum ne kadar sürecek :)

24 Ocak 2011 Pazartesi

namaz kılıyoz :)

cuma günü babamız libyaya, anneannemiz de trabzona gitmek zorunda kalınca, zsare de iki gün babaannesinde kaldı...
sinan kreşe gidiyor ama akşam olunca o da annesini anneannesinde bekliyor...
zsare ve sinan beraber az vakit geçirdiklerinde çok iyi anlaşıyorlar...
keyiflerine diyecek yok....
ta ki bir oyuncağı paylaşamamaya veya bir ben yapcam yarışına girmeyinceye kadar...
cuma akşamı da bir baktık sinan hoca olmuş...
Allah ü Ekber ile başladı namaz kıldırmaya...
tabi zsare kaptırmış kendini o kadar dalmış ki bakın hocasını beklemeden secdeye yönelmiş...
hoca da şaşırmış napıyor bu cemaat :)
ne güzel huşu içinde namaz kılıyo benim kızım maşallah....
bir yandan da tesbihini de eksik etmiyor:)

                                  
sinan komik kıldırıyor namazı herhalde...
zsare takılmış ona, gülüyor...
eeee çocuk kendini yerden yere atıyor namaz kılarken :)
Rabbim ikisini de hakkıyla namaz kılan kullarından eylesin inşallah ve hepimizi....
çalışan anne olmak ne zor, bu tatlı durumları tüm gün görmek varken mahrum kalıyoruz bunlardan....

20 Ocak 2011 Perşembe

tt arena açılışı :) !!!!????

SEYRANTEPE /ASLANTEPE/ TT ARENA SPOR KOMPLEKSİ

Futbolla uzaktan bir ilgim olduğu kesin ama yakından hiçbir şekilde ilgilenmem diyordum ta ki seyrantepe stadı ile bir ilişkim olana dek...
Ben fanatik olmasam da, kız kardeşlerim gibi her maçına gitmeye çalışmasam da, formam olmasa da (kızımın var bu arada), Trabzonsporluyum ve takımımı çok seviyorum...

Avni Aker'de hiç maç izleme imkanı bulamama rağmen (olimpiyat stadında gittim ama maça o kadar da değil hani :) ) Aslantepe Stadının inşaatı hakkında http://seyrantepesporkompleksi.com/ dan  bilgi sahibi olunabileceği ve canlı kameralardan detayları izlenebileceği gibi güzel bir imkan varken ben bir de üstüne Stadı iki kez gezme olanağı buldum ve gerçekten Galatasaray camiasına bu kadar güzel ve modern bir stada sahip oldukları için imrendim her gidişimde...


 
Localarından vip salonlarına kale arkasına bile hayran kalırsınız....
her açıdan görüş harika...
içerisi de beş yıldızlı otel konforunda....
akustikten bahsetmeme luzüm yok sanırım artık cem yılmazın çok güldüren reklam filmini izlemeyen kalmamıştır.... 52.650 koltuk var sile sile sile sile hareketli :)
15.01.2011 tarihi Galatasaray ve Türk futbolu için yeni bir devrin başlangıcı...
altın anahtarın teslim edildiği tarih...


Seyrantepe TT Arena Stadı Kanadalı Sanat ve Multimedya Yönetmeni Erick Villeneuve’nin 90 kişilik dans grubu eşliğinde ışık ve ses gösterileriyle, Kenan Doğulu'nun konseri ve Galatasaray ile Ajax Futbol Kulubü arasında oynanacak keyifli bir dostluk maçı ile açılacaktı!!!
nedense birilerinin sporla siyaseti karıştırması sonucu tatsız sahnelere tanık olduk...

VARYAP-UZUNLAR ortak girişiminin yapımını üstlendiği stada her anlamda emeği geçen herkesi kutluyorum bu kadar özverili ve bu kadar başarılı çalıştıkları için... İlk olarak da eşimi...

24 Aralık 2010 Cuma

aşure bereketi...

"Kim çoluk çocuğuna, aile halkına aşure gününde bir genişlik, bolluk sağlarsa;
yiyecek, giyim, kuşam hususunda evde şöyle bir şenlik, bolluk olursa;


çarşıdan bir şey alınıp eve getirilirse;


Allah da ona, böyle yapan aile reisine bütün sene içinde tamamen bolluk bereket ihsan eder, genişlikler, rızık ve nimet çokluğu bahşeder."


Hadis-i Şerif

evde evlenmemiş kızı olan aşure yapsın derler....

ee benim de evde bekar kızım olduğuna göre bu sorumluluk bana da ait diye düşünerek çıktım yola :)

önce internetten binbir tarif okudum...

neler koyuluyormuş ki acaba, daha değişik neler olabilir, püf noktaları nelerdir vs. vs.

sonra birkaç arkadaş tavsiyesi, birkaç büyüğün önerisi derken gücümü cesaretimi toplayıp giriştim bu işe...

önce babamız, zsare ve ben elimizde listemizle marketten aşurelik malzemelerimizi aldık...

tabi reyondaki satıcıdan da tüyo almayı unutmadık...

akşamdan bismillah deyiiiiiiip aşurenin sertlerini buğdayı, nohutu ve kuru fasulyeyi haşladım ve tencerelerin kapaklarını kapattım...

dua etmeyi de eksik etmedim... lezzetli olsun bereketli olsun diye....

sabah olunca hevesle başladım aşuremi yapmaya...

mutfağa girer girmez hepsinin tekrar haşlanması için ocağı yaktım...

Tencerelerdekiler; 2 su bardağı buğday, bir çay bardağı nohut ve bir çay bardağı kuru fasulye...

ölçülerle malzemeleri ayrı kaselere koydum...

2 çay bardağı kavrulmuş fındık, 2 çay bardağı tuzsuz soyulmuş fıstık, 2 çay bardağı kuru üzüm
2 çay bardağı kuru dut, 2 çay bardağı kayısı, 2 çay bardağı incir
2 çay bardağı kavrulmuş badem (üzerine kaynamış su koydum kabuklarını soyup boyuna iki parçaya böldüm)
bir portakalın rendelenmiş kabuğu ve suyu (portakalın kabuğunu sıcak suda bekletip süzdüm)
kabukları soyulmuş ince doğranmış bir elma...
3 su bardağı toz şeker...
biraz gülsuyu...
biraz tuz...

üzeri için hazırladığım malzemeler;
hindistan cevizi, fındık, küçük tuzsuz badem, toz yeşil fıstık, ceviz, nar, kuş üzümü, yaban mersini...

sertleri sabah kaynattıktan sonra dinlenmeleri için biraz bıraktım....

sonra tekrar kaynatık sırası ile buğdayın içine nohutu, kuru fasulyeyi koydum, kaynattım...
sonra fındık, fıstık ve bademleri koydum kaynattım ...
sonra üzüm ve dut koydum kaynattım....
sonra portakal suyu ve rendesini ve elmayı koydum kaynattım...
sonra biraz tuz biraz gülsuyu koydum ve kaynattım...
en son şekeri koydum ve kaynattım... (şeker daha fazla yada az da olabilir tadına bakmak lazım, koyduğumuz meyvelerin şeker durumuna göre değişiyor durum)
tüm malzemeleri koyduktan sonra aşurenin başında yasin-i şerif okudum...

incir ve kayısıyı (ben günkurusu kayısı kullandım.) servis yaparken kaselere ekledim...

bu arada kızımın elinden lezzetli olur diye bademleri ona koydurdum...

süslerken de toz yeşil fıstığı o döktü kaselerin üzerine...

afiyetle yedik...

ilk denemem olmasına rağmen herkesten tam not aldım....

teşekkürler... özellikle babam çok beğendi...

komşularıma sıcak sıcak dağıttığım annem ve kayınvalideme hemen yoladığım ve iş yerindeki arkadaşlarıma da ertesi gün götürmeme rağmen hemen yediğimiz için fotoğraf çekmeyi unuttum ama evde kalan son kaseyi eğer unutmazasm fotoğraflayacağım :)

hayırlı, bereketli, huzurlu bir sene geçirmek duası ile....

21 Aralık 2010 Salı

24 ay pes etmedik....

zsare ile yaklaşık bir aydır gece buluşmalarımıza ara verdik...
daha doğrusu eskisi kadar çok uyanmıyor desem daha iyi olur...
neden mi???
çünkü artık uyanmasının bir manası yok...
anne kız sarılıp uyuyoruz ama zsarenin karnını doyurmaya çalışmıyorum artık geceleri...
hakkıyla bu süreci tamamladık sanıyorum ama bırakmak zor bir süreç...
hem benim hem de güzel kızım için...
akşamları işten dönünce kızımı kucağıma alıp onun o özlemini gidermeyi şimdi gerçekten özlüyorum...
bizim için herşeyden öncelikle duygusal bir temastı...

bıraktıktan dört  gün sonra tatile gittik...
değişik biryerlere gitmek ikimize de iyi gelir diye düşünmüştüm...
aslında böyle de oldu...
oyalandık, mutlu olduk, yeni şeyler öğrendik ama uyuma vakti gelince alışık olduğumuz tarzı bıraktığımız için bizim için bir kabusa döndü...
hala daha bir şekil bulamadık uyumaya malesef...

annelik çok güzel bir duygu...
annemi düşünüyorum da zamanın zorlukları arasında o da bu güzellikleri farkedip mutlu oldu mu acaba???
daha on sekizinde???
kızım ağzını her oynattığında ayrı bir mutluluk yaşıyordum, annem de yaşadı mı ki???
her anne yaşar mı ki???
bu anı kaybetmek büyük bir hazineden mahrum olmak demek bence.....
annelere daha fazla zaman kalsa keşke...
anne sadece annelik yapsa bir süre...
ev işleri olmasa, yemek pişirmek olmasa, işe gitmek de olmasa....
sadece çocuk baksak....
hep onlarla ilgilensek... herşeyin tadını doya doya çıkarsak...
öyle gizli hazineler var ki bu meleklerde keşfedilmeyi bekleyen....
internette yazan bilgiler ne kadar da sığ kalıyor çocukla yaşam başlayınca...
0-3 ayı bile bir kaç satıra sığdırmak ne kadar zor oysa ki...
yaşayıp görmek lazım, benimseyip anlamak lazım, özümseyip değer vermek lazım...

kızım büyüyüp de bu satırları okuduğunda inşallah, bunların hiçbirini hatırlamayabilir ama eminim ki kemiklerine yerleşen bu sıvı sadece fiziksel değil ruhsal açıdan da gelişimine katkıda bulunmuştur...
aramızdaki bağı her gün daha da sağlamlaştırdık... en son düğümledik çözülmesin diye...
08.11.2010 pazartesi akşamı...
iki yaşını doldurduğumuz için, 24 ay hem ben hem de o, hiç pes etmediğimiz için Rabbime şükrediyorum...
tüm isteyenlerin bu süreyi tamamlayabilmelerini dilerim...
ve tüm annelerin bunu istemelerini...

zsare şimdi sanki daha büyümüş gibi geliyor bana...
seni seviyorum kızım...